BAĞ
Ucu açık fikrinin Bağ vereyim bağla… Çık düştüğün yerden, Gönlüme sultan ol! Kuyu derin, Bahtın ağzı dar, Sevdan ağırdan ağır… Dilin sükut olsun, Gömleğin sabırdan… Ucu açık fikrinin Bağ vereyim Bir noktaya bağlan…
Ucu açık fikrinin Bağ vereyim bağla… Çık düştüğün yerden, Gönlüme sultan ol! Kuyu derin, Bahtın ağzı dar, Sevdan ağırdan ağır… Dilin sükut olsun, Gömleğin sabırdan… Ucu açık fikrinin Bağ vereyim Bir noktaya bağlan…
Gece kapkara, asfalt kapkara, her şeyin başladığı yere yapılan bu mevsimlik dönüşte. Bagajda, doğduğun o yerde hiçbir işe yaramayan yalnızca en temel eşyalar var. Yol kenarında zeytin ağaçları karşılar seni; eskiden giydiğin o giysiler, çocukluk oyuncakların, mahalledeki o sesler ve şanslıysan bir anne, belki bir de baba. Benimkiler mezarlık bahçelerinde uyuyor, yine de hayat yolculuğunda
Dorel Cosma Sıra uzuyor. Sabırsızca bana eşlik eden o anın baskısı var üzerimde. Bekliyorum gişenin başında Gözlerimin önünde yolculuğun kokusu sonsuz yaşamı dağıtmada. Sakin olamam ben Gideceğim yere neresi? Gişenin tam önüne geldiğimde kararımı vermem gerekiyor. Deneyimler, düşler, perspektifler, parlak bir güneş, hediye dağları ve bütün bunlar bir bilette. Nereye gitmek istiyorum ben? Bir
Lucia Cupertino Bir ağaçkakan gagalıyor dünyanın köşelerini, devrilecek mi? kaygılı bir tonla soruyorsun. Sisten dolayı görüşümüz daralmış durumda bu ağaçları bozarken, güvenle yanıt veriyorum: Asla! Ama soru içerde devam ediyor yankılanmasına: Devrilecek mi? Devrilecek mi? Her şey sakin görünüyor bir yandan Burası avcılık yapılan yeri çeviren çitin olduğu yer koruma alanı devreye
DÜNYANIN KÖŞELERİ Devamını gör »
Mesut Şenol Gönlünde bir yere yerleşebilme noktasına gelirken Senin cennetinin arka bahçeleri bir anlaşma arıyor Yeni gelenler sabreder mi düşlerinde gördükleriyle Cehennemin bekçilerini aldatmak büyük bir değil yine de Ya da bu boşlukta geleceğini tehlikeye atabilirsin En küçük farklılık için git ve gör ne sunabilirsin Senin hayatın en engin okyanusların rüzgarlarına yüzmede Hiç bitmeyen öykü
RÜZGARLAR YÜZÜNDE ESİYORSA Devamını gör »
Alicja Maria Kuberska Ot yiyorum. Top mermileriyle kavrulmuş topraklarda bitiyor. Kum yutuyorum. Un kuyruğunda ölenlerin hepsi gibiyim. Un ve kum, ot ve buğday birbirine ne kadar benzer, ama bir o kadar da farklı. Açlıktan, çaresizlikten, acizlikten ağlıyorum. Kimse beni duymuyor, kimse görmüyor. Ölüler şehrinde yaşıyorum. Milyonlarca cam gözlerle beni izliyor kayıtsız ve acımasız. Camdan
Ona güzel olduğu söylendi bir Rönesans tablosundaki kız gibi, saz gibi narin ve sarmaşık gibi güçsüz. İnandı ki prensini bulmalıydı heybetli ve meşe ağacı misali, onun dalları arasında kıvrılıp yükselecek, güneşi takip edecek ve altın ışınlarında parıldayacaktı. Fırtına koptu. O koca ağacı parçaladı, yıldırım yakıp kül etti muhteşem tacını geriye hiçbir şey kalmadı. O hâlâ
Mesut Şenol Körleşen dağ yamacı küçülüp kaldığında ve ufkun ötesine gittiğinde Esmeyen tepesi gölgelerle kaplandığında ve öylesi bir gün bitiminde Girerim hükümsüz periler dünyasına ve uçarım düş halımla birdenbire Yol veririm en loş kalmış sanrılara unutulmamalarını istesem de Uğultusuz inlemeler saplanır seraplara hem de en derin derinliklerine Bilgelerin buluştuğu kuşku boşluğu olan anlara ulaşmak